Sektördeki Gelişme Eğilimleri ve Muhtemel Yansımalar

Sektördeki Gelişme Eğilimleri Ve Muhtemel Yansımalar:

Bunun için ana unsur jeotermal kanunu bunu takiben yenilenebilir enerjinin teşviği kanunu ve bu iki kanun çerçevesinde MTA’nın jeotermal aramaları kendi bütçesiyle yani kamu bütçesiyle yapıp sahalarda arama yapıp (jeoloji, jeofizik, jeokimya, sondaj, test) bunun neticesinde sahayı otuz yıllık süre için bünyesinde bir veya iki kuyu ile sahanın arama veya işletme ruhsatını özel sektöre devir satışı ile ilgili geliştirdiği model ile 2005 yılında Türkiye’de 15 MWe olan elektrik kurulu gücü şu anda 1347,3 MWe’e çıkmıştır. Bu çok önemli bir strateji uygulaması, metot uygulaması ve başarı uygulamasıdır. Dünya bunu örnek almıştır.

Jeotermal elektrik potansiyelimizin tümünü kullanabilmemiz, değerlendirebilmemiz için aynı yöntemin devam ettirilerek ilave teşvik verilmesine gerek vardır. Bugün Almanyada jeotermal elektrik 25 € cent/kWh, Fransada 23 € cent/kWh iken Türkiyede 10,5 $ cent/kWh düşük kalmaktadır.

Türkiyenin bunu en az % 50 arttırması gerekmektedir. Çünkü jeotermal elektrik üretim santrallarındaki dışa bağımlılık az ve yük faktörü, üretim faktörü % 95-99’lar civarında çok yüksek değerdedir. Yani baz yük santralleridir.

Yaptığımız hesaplamalar neticesinde Türkiyede kurulan bir jeotermal elektrik üretim santralı yatırımının dışa bağlı olan kısmının yani dövizle alınan kısmının geri ödemesi yaptığı ithal doğalgaz ikamesine göre 3-4 yıl arasında olmaktadır.

Onun için jeotermal yerli ve milli bir enerji kaynağıdır, yenilenebilir olduğu muhakkak ki doğrudur.


Güçlü yanları;

  1. yeni, yenilenebilir, sürdürülebilir, milli ve yerli, temiz bir enerji kaynağı olması,
  2. toplumsal kabulünün ve sosyal desteğinin özellikle merkezi ısıtmada olması,
  3. elektrik üretim faktörünün % 95-99’lar boyutunda olması (baz yük olması),
  4. jeotermal elektriğin sadece elektrik değil buna entegre ısıtma, sera, soğutma, kaplıca, termal turizm, kimyasal madde vb. leri gibi yan kullanımlarının olması,
  5. artık sosyal kabulünün yüksek düzeye ulaşmış olması,
Toplam 536 MWe jeotermal elektrik kurulu gücüne sahip olan Japonya’da 11 Mart 2011 tarihinde meydana gelmiş olan 9 büyüklüğündeki depremin ardından Sendai Şehri ve çevresinde yer alan ve toplam üretim kapasitesi yaklaşık 200 MWe civarında (Kuzey bölge) olan Jeotermal elektrik üretim santrallerinin (Matsukawa, Kakkonda, Mori, Yanaizu, Hachijojima, Onikobe, Uenotai, Onuma ve Sumikawa jeotermal elektrik santralleri) sadece depremin meydana gelmesinden sonra otomatik olarak kapandığını, ancak sonrasında depremden önceki kapasitede çalışmaya ve elektrik üretmeye devam ettiği öğrenilmiştir. Bu durum bu büyüklükte bir depremin ardından bile jeotermal elektrik üretim santrallerinin ve de bu çerçevede jeotermal uygulamaların ne kadar güvenilir ve sürdürülebilir olduğunu göstermiştir.

Ayrıca, Japonya Institute for Geosources and Environment yetkilisi ve aynı zamanda International Geothermal Association (IGA) Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Kasumi Yasukawa’nın 07.07.2011 tarihinde BBC News’e verdiği beyanata göre şu anda Japonya’nın elektrik tüketiminde jeotermalin payı % 0,3’tür.
Japonya devleti jeotermalin elektrik tüketimine katkısını % 10’a çıkarmaya karar vermiş durumdadır.

Dolayısıyla bunun anlamı Japonya’nın jeotermal elektrik kurulu gücü 28000 MWe civarına ulaşacaktır. Japonya’nın nükleere ikame alternatif olarak seçtiği yenilenebilir enerjilerden en önemlisinin jeotermal olduğu anlaşılmaktadır.

Zayıf yanları;
  1. jeotermal kanundaki bazı aksaklıklar,
  2. Avrupa Birliği ülkelerinin uygulamış olduğu teşviklerin jeotermal elektrik üretiminde az, jeotermal ısıtmada ise hiç uygulanmaması,
  3. Doğalgazın Türkiyenin birçok yerine getirilmiş olması ve devletin bunu reel fiyatların altından satmış olması yani halka ısıtma için daha ucuza satmış olması nedeni ile jeotermal merkezi ısıtmanın önünde bir engel olarak görülmektedir.
Reel doğalgaz fiyatları olduğu taktirde jeotermal merkezi ısıtma yatırımları çok cazip olacaktır. Dolayısıyla jeotermal merkezi ısıtma yatırımlarına da elektrikte olduğu gibi teşvik uygulanması şarttır. Merkezi ısıtmada yatırım döneminde teşvik gereklidir. Bunun için Almanya, İtalya teşvik uygulamaktadır. Almanya yatırımın bir kısmını hediye etmektedir (500.000 Euro gibi). İtalya üretilen her bir kW ısı için 1 € cent prim ödemektedir.
  1. Jeotermal aramalarda büyük risk taşıyan derin kuyuların delinmesi, yapılması sırasında ortaya çıkacak jeolojik riske (mining risk) karşılık Dünya Bankası GeoFund tarafından planlanan risk sigortası sistemi pek başarılı olmamıştır. Bunun yerine sigorta şirketlerinin geliştireceği bir sigorta sistemine ihtiyaç vardır. Almanya’da büyük bir sigorta şirketi bu konuda çalışmaktadır. Türkiye’de de devletin kuyu risk sigortası ile ilgili olarak ilgili kuruluşları yönlendirmesinde ve tavsiyelerde bulunmasında yarar görünmektedir.
Sorunlar;
  1. Türkiye’de jeotermal sahalarda yapılan aramalar, açılan kuyulardan elde edilen bilgileri içeren bir bilgi sistemi mevcut değildir. Bu bilgi sisteminin kurulmasında yarar vardır.
  2. Türkiye Petrollerinin petrol amaçlı açtığı derin kuyularda sıcaklıklar, su değerleri ve jeotermale yönelik formasyonlarla ilgili bilgiler bulunmaktadır. Türkiye Petrollerinin bu bilgileri jeotermal sektörüne açması lazımdır.
  3. Sorunlar bünyesinde yukarıda anlatıldığı gibi jeotermal elektriğe az teşvik uygulanmakta, jeotermal ısıtmaya ise hiç teşvik uygulanmamaktadır. Jeotermal sera yatırımlarına Tarım bakanlığının uyguladığı 600.000 TL. yatırım desteği gibi bazı teşvikler vardır. Bunun çok faydası görülmüştür, buna benzer desteğin jeotermal merkezi ısıtmalara uygulanması şarttır. Bu desteği uygulayacak olan kuruluşta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İller Bankası vb. olmalıdır.
  4. 5686 numaralı kanun gereğince MTA’nın şu anda uyguladığı jeotermal sahaların jeolojik aranması, jeofizik, sondaj, test gibi jeotermal saha ile ilgili jeolojik risk, mining riskin halen olduğu gibi MTA, yani devlet tarafından alınması sisteminin uygulanmasında yarar vardır. Bu uygulamaya daha da derinleştirilerek devam edilmelidir.
Özel sektörün Belediyelerle doğalgazda olduğu gibi ortaklık kurarak %90 Özel sektör + %10 Belediye gibi jeotermal merkezi ısıtma sistemleri kurması ile ilgili hukuki altyapısı ve yasal düzenlemeler yapılmalı ve teşvik edilmelidir. Veya bu oran %50-%50 olabilir.Jeotermalin de teşvik edildiği yenilenebilir enerji yasasının 7. maddesinde Valilik ve Belediyeler jeotermal merkezi ısıtma sistemi kurulmasını esas alır, öncelik verir anlamındaki ifadeye karşın Valilik ve Belediyelerin jeotermal sahaları bulunmamaktadır.

Bu kanunla Valilik ve Belediyelere verilen görevin bir bacağının eksik kalması anlamına gelir. Çünkü jeotermal merkezi ısıtma uygulamak için bir jeotermal sahaya sahip olunacak, bir de şehire, pazara yani ısıtılacak mahale sahip olunacaktır.

Dolayısıyla yeni jeotermal yasasında yapılacak değişiklikle jeotermal merkezi ısıtma için şehirlere yakın mesafede (20 km) bulunan jeotermal sahalarda ısıtmaya yönelik jeotermal saha ruhsatlarında Valilik ve Belediyelere bir öncelik verilmelidir. Yakın mesafeden kasıt 20 km. olabilir. Böyle bir uygulama yapıldığı taktirde jeotermal merkezi ısıtma yatırımları hız kazanır, doğalgaz tasarrufu yapılır, çevreci bir yatırım olur, halk ucuza ısınır.

Bugün Türkiye’de ki ısıtma uygulamalarında jeotermal merkezi ısıtma maliyeti doğalgaza göre % 60-70 oranında daha ucuzdur. Yani halkın yararınadır, tasarruf edilecek doğalgaz ise elektrik üretiminde ve sanayide kullanılmalıdır çünkü jeotermal ısı potansiyelimiz 60.000 MWt civarında yani 10 milyon evi ısıtacak bir büyüklüktedir. Jeotermal potansiyelimizin büyük kısmı ısıtma yapılmasına daha uygun sıcaklıktadır. 4500 MWe elektrik potansiyelimize karşın 60.000 MWt ısı potansiyelimiz bunun bir göstergesidir.

Türkiye jeotermal sera uygulamalarında yapmış olduğu teşvik sayesinde bugün dünya lideri olmuş ve yaklaşık 4283 dönüm jeotermal seraya sahip olmuştur. Bunun önünde teknik engel değil, pazar engeli bulunmaktadır. Bizim jeotermal ısı potansiyelimiz yalnız sera için 100 bin dönümlere yetecek büyüklüktedir. Dolayısıyla, üretilecek ürünün pazarı mümkün ise jeotermal sera kurmak için jeotermal ısı potansiyelimizle ilgili bir engel yoktur.

Termal turizm, kaplıca tesislerine jeotermal su satışında devlet hakkı olarak cironun %1’i alınmaktadır. Bu büyük otellerin yanında küçük kaplıcaların bulunduğu yerler için fahiş rakamlara ve mantıksız duruma sebebiyet vermektedir. Bunun yerine o tesislerin kullandığı jeotermal suyun sıcaklığına ve debisine bağlı olarak bir formül geliştirilerek m3 başına ücretlendirme yapılması için kanunda ve yönetmelikte değişiklik yapılması şarttır.

TOKİ yeni kuracağı yerleşim yerlerinde ve/veya kentsel dönüşüm çerçevesinde teknik ve ekonomik mesafede jeotermal kaynak var ise ısıtma-soğutma uygulamasının yapılmasını göz önüne almalı ve tercih etmelidir.

1974 yılında ABD’de başlayan kızgın kuru kaya (HDR), sonradan adı Engineered Geothermal System, sonradan Enhanced Geothermal System (EGS) olarak tanımlanan 3-5 km. derinlikteki sıcak kuyu kayaların veya kısmen akışkan içeren, kayaların permeabilitenin gelişmediği yerlerde o derinlikteki kayalara sondaj yoluyla oralarda kimyasal ve hidrotermal fracturing yapılarak, stimülasyon yapılarak oralara su enjeksiyon edip ordaki ısı enerjisini alıp yukarıda elektriğe dönüştürme projesi Fransa, Almanya, Amerika, Avustralya, ve Japonya’da deneme ve uygulama aşamasındadır. Yüksek teşvikli (23 € cent/kwh, İsviçre'de 54 $cent/kWh) kısmi ticari uygulama başlamıştır.

Ancak, Türkiye Jeotermal Derneği’nin yaptığı çalışmaya göre EGS’deki teknik potansiyelimizin 3-5 km’lik derinlikte 400.000 MWe’ın üzerinde olacağını hesap ve tahmin ediyoruz. Bu yeni teknolojiyi uygulamak için devletin özel sektör için özel teşvik uygulaması ve mining riski yani jeolojik riski alması gerekmektedir.